15 Ekim 2017 Pazar, 278 kişi okudu
KEREM SEÇER
DERDİMİZ NEDİR NE OLMALIDIR

Ülkemizde gün yok ki birkaç dernek -vakıf açılmasın, açılan bu dernek ve vakıflar genel itibari ile insan odaklı insana yatırım, mazluma, düşküne ve muhtaca yardım adı altında faaliyet göstereceklerini tüzüklerine yazarlar, fakat gelin görün ki mazluma sahip çıkma adıyla açılan ve halktan mazluma ulaştırmak adı ile yardım talebinde bulunan bu tür dernek ve vakıfların ilerleyen dönemlerde gayri menkul zengini, işletmeler sahibi, ticari sektörde pazar payına ortak yatırımlarda holdingleşerek adı geçen Sivil Toplum Kuruluşları olduklarına haberlerde gazete sütunlarında vs. rastlıyoruz.

Bunların çoğunluğa baktığımızda mazlumu sahipleneceğiz diyerek koyuldukları yolda kapitali sahiplendikleri yüreklerimizi burkuyor, Bunun en son Örneği olarak; Fetullah Gülenin hizmet harekâtı çatısı altında oluşturulan binlerce dernek, vakıf ve yardım kuruluşları…

Elbette istisnalar yok değil, hayır sahibi kişilerle mazlumlar arasında gerçekten bir köprü vazifesi gören Sivil Toplum Kuruluşları da azımsanmayacak kadar çoktur.

İşte geçen gün topluma mal olmuş bu tür, uluslar arası bir yardım kuruluşunu ziyaret ettim, orada dostlar ile bir çay içimi de olsa muhabbet ortamına daldık.

 

Konumuz STK lar ve mazlumlara yardım ve bu konuda yapılan çalışmalar hakkında,  o yardım kuruluşunun Elazığ sorumlusu bizi bilgilendirdi.

Kendisine bu köşeden teşekkür ediyorum. Rabbim emeklerini ve gayretlerinin ecrini versin,  duasında bulunarak muhabbetimizin temasından zihnimde kalanları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Geçtiğimiz Kurban Bayramında yapılan Kurban bağışlarının mazlumlara ulaştırılması esnasında karşılaştıkları manzaraların ne denli yürek yakan bir durum olduğunu bire bir müşahede eden başkan, Rabbine Hamd etmenin mutluluğunu anlatırken bir o kadarda gözlerinin yaşarması onun derdinin insan olduğunun anlaşılmasına sebepti benim için.

Oldukça duygulanmıştım, ne diyeceğimi bilemiyordum, Bir insan kendisini bu kadar mazlumla iç içe görür Dilimden an itibari ile düşen cümle;

‘Başkanım görüyorum ki derdiniz büyük, yükünüz ağır, yolunuz ırak.’ 

Bu cümle sanki bam teline basmıştı Başkanın.

ALLAH mazlumun derdi ile dertlenmek ten başka dert vermesin 
Bu halimize de şükürler olsun deyince kendimi rahat bir o kadarda aynı dertle dertlenmiş bir yerde olmanın verdiği güven ile muhabbete devam ederek,

Biz insanlar kendi içinde bulunduğumuz maddi imkana göre halimize şükretmeyi sürekli dile getirsek de, Hepimizin ayrı ayrı Dertlerinin olmadığı anlamına gelmez.

Hepimiz dertliyiz, kimimiz kesat giden ticaret hayatımızdan dolayı,

kimimiz gittikçe bizi bataklığa sürükleyen ekonomik durum,

kimimiz aile içerisinde yaşanan geçimsizlik, kimimiz kendisine sevdalandığımız karşı cinse olan hasretimiz ve daha çok eklenecek dertlerimiz vs. hepsi dertler zincirine eklenen birer halka olarak yer eder.

Hayatımızda tüm bu dert diye sıraladıklarımıza baktığımızda görünen şu ki; Hiç İNSAN diye bir derdimiz var cümlesine rastlamayız

Derdi insan olmayan bir fert STK veya Devletin ayakta durması mümkün değil,
Zira Orada Mazlum görülmezden gelinir.Mazlumun ahı arşı titretir

Halbuki biz İslam dinine inanıp iman etmiş bir toplum olarak hayat kitabımız olan Kuran’ın ALLAH ile Başlayıp( hemen Kuranın kapağını açar açmaz ilk süre olan Fatiha Bismillahirrahmanirrahim ) İNSAN ile ( Nas süresi son ayet ….VEN-NAS) bittiğini okuruz,  okuturuz, görürüz ve duyarız.

İnsanlığa Hayat kitabı Yol işareti, hatıra kitabı ( enbiya 10) olarak inzal olunan Kur’an baştan sona kadar İNSAN’I ve onu ilgilendiren konuları öncelerken, Kuran’a iman eden bizlerinde asıl derdimizin İnsan olması gerektiğinin altını çiziyor.

 

Zımnen Rabbimiz bizlerden insana yatırım yapın ki kurtuluşa eresiniz demek istiyor. İnsana yatırım mazluma yatırımdır, mazluma yatırım yapanlar felah bulurlar, bunun örneği olarak Kur’an İnfak bilincini hayata geçirmeyi öğütlerken Bu bilinçten mahrum olanlara da Nifak ehli sıfatını veriyor…

İnfak ve Nifak aynı kök kelimeden türetilmiş iki kavramdır.

BİRİNCİSİ için Rabbimiz Bakara süresi 261 ayete şu misali verir.

‘’’ Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar.

Allah'ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilir.’’’

İKİNCİLER için Rabbimiz Münafikun süresi 7 ayette ‘’’ Onlar ki: "Allah'ın Resulü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır.

Ancak münafıklar kavramıyorlar.

O an Aklıma Tabiin Alimlerden Abdullah İbni Mübarek geldi,İbni Mübarek hali vakti yerinde  olmakla  birlikte muttaki bir şahsiyet.. O muttaki şahsiyet o kadar mal mülk ve servete rağmen ömründe bir kez Hac Farizasını yerine getirir. Ve talebeleri kendisine sorarlar,  ALLAH Kur’an da ‘’… Oraya yol bulabilen insana Allah için Kâbe’yi haccetmesi gereklidir.

( Ali-İmran/97)‘’ diye buyurduğu halde, sizin haliniz vaktiniz yerinde ve her yıl Hac yapabilecek kadar bir servete sahip olduğunuz halde neden her yıl hac yapmıyorsunuz?

Abdullah İbni Mübarek’in yaşadığımız çağa ve gelecek çağlara bir yol haritası olarak kalacak Şu muhteşem cevabı verir  ‘’’

BİR MAZLUMUN YÜREĞİNİ TAVAF ETMEM ONUN HAYIR DUASINI ALMAM BANA HAC SEVABI GİBİ BİR SEVAP GETİRECEĞİNE İNANDIĞIM İÇİN ‘’’

Evet mazlumu anlamak, mazlumun yaşadığı sıkıntıyı anlamak en büyük dertti. Onlar tarafından zira onlar Kuran’ı anlamışlardı… Onlar Peygamber (s.a.v.) anlamışlardı. Biliyorlardı ki Kur’an’ı anlamak,  Peygamberi anlamak insanı anlamaktı, Mazlumu anlamaktı…

Peygamber demek insanı dert etmek demekti,

Derdi insan olan bir Peygamberin ümmeti günümüzde insanı dert etmek yerine kesat giden ticaret hayatını dert ediniyorsa ,

Derdi insan olan Peygamberin ümmeti insan yerine, karşı cinse olan sevdasının platonik kalmasını dert ediniyorsa,
Derdi mazlum olan bir Peygamberin Ümmeti aldığı krediler yüzünden gittikçe bataklığa sürüklenen ekonomik durumunu dert ediniyorsa,

Derdi mazlum olan bir Peygamberin Ümmeti çatısı altında bulunduğu aile efradının ALLAH ile küs bir hayat modeli yaşadığının farkında olmayıp dünyevi kaygılar nedeniyle çatırdayan aile hayatını dert ediniyorsa,
işte orada mazlumun içinde bulunduğu duruma  kayıtsızlık baş gösterir. Orada başlar dert olarak kabul edilen dünyevi konular.

Çünkü Onların derdi insan olmadığı için Sırtladıkları yükte insan değil, sırtında İnsan gibi bir yük olmadan koyuldukları yol da yol değil. O yol onları ALLAH ile küs bir duruma ulaştıracak yoldur,


ALLAH ile küs olan bir toplumun ihyası ve inşası oldukça çetindir, O toplum İhya olmak, inşa olmak yerine imha olmayı tercih ettiğinden mazlumun yaşadığı sıkıntıyı anlamazlar.

ALLAH ile Küs cümlesi zihinlerimize Haşa ALLAH’I bir beşere benzeten müccesime mezhebi gibi düşündüğümüz gelemesin. 
ALLAH ile Küs cümlemiz, ALLAH’IN emrettiklerini Hayattan çıkarmak, yasak ettiklerini hayata taşımanın adıdır.

Değilmidir ki bugün asıl dertler burada başlıyor, toplum olarak ALLAH’ a iman ettiğimizi her zaman söylediğimiz halde, Ticaret hayatımızda, aile hayatımızda, sosyal hayatımızda, siyasi hayatımızda, içtimai hayatımızda, eğitimde, hukukta vs. hangi alana bakarsak bakalım orada ALLAHIN emrettiklerimi geçerli yoksa yasak ettiklerimi?

Bu sorularının cevabını araştırırsak ALLAH ile küs olmanın ne demek olduğunu anlamış oluruz. Anladığımızda da insanı dert edinmenin, Mazlumu dert edinmenin ne kadar önemli olduğunu anlamış oluruz.

Yeniden yeni baştan ALLAH ile barışmanın yollarını arıyorsak ilk atacağımız adım Dert olarak altında ezildiğimiz tüm dünyevi konuları elimizin tersi ile iterek İnsan’ı dert ederek başlamalıyız. İnsanı dert edinmek Mazlumu dert edinmektir.  Mazlumu dert edinenlere selam olsun.

Kerem Seçer

 

Okuyucu Yorumları
Haberler
DERDİMİZ NEDİR NE OLMALIDIR