22 Kasım 2019 Cuma, 605 kişi okudu
SEDAT YASAK
DE GET YALAN DÜNYA!
 
Nesrin, henüz çocuk yaşlarındayken babasını, genç kızlık dönemlerinde de tek dayanağı olan annesini kaybetti. Hayat kendisini zorlu bir sınava hazırlıyor gibiydi. 
 
Köydeki küçük ağabeyiyle birlikte yaşamaya başladı. Ancak bu o kadar da kolay değildi. Çünkü ağabeyi evliydi ve yetişkin çocukları vardı. Dolaysıyla bu evde gönlünce yaşayabilmesi o kadar da kolay değildi.
 
Yeğenleri Nesrin’i sevmedikleri gibi, varlığından da rahatsız oluyorlardı. Evin bütün işlerini tek başına yapıyor olmasına rağmen, evde bir beslemeden farkı yoktu. 
 
Yengesi ve yeğenlerinin uyguladıkları psikolojik baskıya dayanamayan genç kız, yastığına sarılıp, sessizce ağlardı. Ne derdini anlatabileceği bir dostu ne de başını omzuna dayayabileceği bir yakını vardı… Kan kussa da kızılcık şerbeti içtim diyecek olgunlukla acısını içine gömerdi.
 
Ağabeyinin, eşinden ve çocuklarından yana tavır alıp Nesrin’i azarlaması ve zaman zaman ona şiddet uygulaması ise, hepsinden acıydı. Yüzündeki morlukları, vücudundaki çürükleri, ya kapıya çarptım, ya da düştüm gibi cümlelerle geçiştiriyordu. Kol kırılsa da yen içinde kalmalıydı. Çünkü her şeye rağmen seviyordu ağabeyini. Ona, kendisi yüzünden bir zarar gelsin istemiyordu. Bu sebeple de acısını içine atıyor, yapay gülümsemelerle etrafa her şey yolunda mesajı vermeye çalışıyordu ama içinde tarifi güç fırtınalar kopuyordu.
 
Fırsat buldukça annesinin ve babasının mezarlarını ziyaret ediyor, içini soğuk taş mezarlara döküyordu.
Köyde sevdiği hem de çok sevdiği bir delikanlı vardı. Ama delikanlı Nesrin’in bu ilgisinden haberdar değildi. Nesrin, belli ettirmemeye çalışarak onu uzaktan uzağa sevmeye devam etti. Ta ki, delikanlı bir gün apar topar evlenip köyden ayrılıncaya kadar… İşte o gün Nesrin için de hayat adeta durdu. Hele delikanlının evlenip köyden ayrıldığı günü ajandasına, “kapkara bir gün” başlığıyla not etti.
 
Köyden gelen evlilik tekliflerinin tamamını da, delikanlıya olan sevgisi nedeniyle, geri çevirdi. Evlenme fikrini hayatından tamamen çıkarmaya karar verdi. Ağabeyinin bu konuda ısrarcı olmaması ise, hayatındaki tek sevindirici taraftı. Tabi ağabeyinin bu konudaki ısrarının devam etmemesinde, Nesrin’e babasından kalan maaşın varlığının etkisi de yok değildi. Maaşın tamamını ağabeyine vermesine rağmen, yine de evde hiçbir kıymeti yoktu. Ne kendi ihtiyaçları için alışveriş yapabiliyordu, ne de kendine harçlık namına birkaç kuruş ayırabiliyordu… Yine de şikayet etmiyordu. “Olsun, sonuçta bu evde yaşıyor, bu evde yiyip içiyorum, bunlar da para nihayetinde” diyebilecek kadar Polyannacıydı.
 
Evin yanı sıra, bağ, bahçe, davar, ahır, kümes gibi köye has işlerin tamamı Nesrin’in omuzlarındaydı. Sabah erkenden kalkıyor, işe koyuluyor, yatsı vaktine kadar dur durak bilmeden çalışıyordu. 
 
Çalışıyordu çalışmasına ama yine de başta yengesi olmak üzere, yeğenlerini memnun edemiyordu. İşi savsakladığından dem vuran ailenin dolduruşuna gelen ağabeyin, aileden yana tavır alması ise, hepsinden acıydı. Her şeye rağmen dayanmaya çalışıyordu…
 
Namazlarında tek dayanağı olan Allah’a el açıyor, hayatına bir yön vermesi için gözyaşlarıyla dualar ediyordu. Ama artık bir şeylerin değişebileceğine olan inancını da yitirmek üzereydi. Çünkü hiçbir şey düzelmediği gibi, giderek içinden çıkılmaz bir hale dönüşüyordu. Daha ne kadar dayanabileceğini ise, hiç bilmiyordu.
 
Çoğu kez canına kıymayı bile düşündü ama yapamadı. Bu isyan girişimiyle Rabbinin huzuruna çıkmak istemiyordu. Ama birçok kez ahırdaki halatla göz göze geldiği oluyordu... Sonra “tövbe Ya Rabbim” deyip vazgeçiyordu. Bir çıkış yolu arıyordu ama bulamıyordu…
 
Genç kız, bir akşam yengesinin dolduruşuna gelen ağabeyinden yediği tokatla başını yere sert bir biçimde çarptı. Kısa süreli bir baygınlık yaşamasına rağmen, yine de ev halkından gerekli ilgiyi göremedi. Numara yapıyor algısı, tüm bakışlara sirayet etmişti çünkü…
 
Bu tokat bardağı taşıran son damla oldu onun için. O akşam sabaha kadar uyuyamadı. Odasında bir ileri bir geri dolanıp durdu…
 
“Ne yapayım Allah’ım, bana bir çıkış yolu göster…” dedi. 
 
Otuz beş yıllık hayatı geçti gözlerinin önünden bir film şeridi gibi… Kayda değer hiçbir şey yoktu bu yıllarda. “Ne kadar acı” dedi kendi kendine…
 
Uzun uzun düşündü ve sonunda sabaha karşı bir karara vardı… Gidecekti… Nereye, kime bilmiyordu ama gidecekti… “Burada daha fazla kalmam için hiçbir sebep yok” dedi kendini rahatlatmaya çalışarak...
 
Gün doğmak üzereydi. Etraf aydınlanmaya, köy yeni güne uyanmanın telaşıyla hareketlenmeye başlamıştı.
 
Birkaç kişisel eşyasını bir çantaya koyarak, kararlı bir şekilde evden usulca çıktı. Ok yaydan çıkmıştı artık. Ne olacaksa olsundu. Bundan sonra yaşanacak hiçbir şeyin önemi yoktu artık…
 
Az ileride, şehre hareket edecek olan dolmuşa yetişmek için adımlarını sıklaştırdı. Sonra dönüp yıllarını geçirdiği evine baktı son bir kez… 
 
Gözyaşlarına mani olamadı... Bu gerçeğin kararlılığıyla yürümeye devam etti ve az sonra köşeyi dönüp gözden kayboldu…
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
DE GET YALAN DÜNYA!