28 Nisan 2019 Pazar, 462 kişi okudu
SEDAT YASAK
ÇOCUK İSTİSMARI ÜZERİNE…
 
Daha kaç defa yazılıp çizilecek, kaç defa kınanacak bilmiyorum ama artık bu duruma bir el atmanın, bir dur demenin vakti geldi de geçiyor bile... Bir anneyi, bir babayı böylesi bir acıyla baş başa bırakmak, insanın kanını dondurmaya yetiyor çünkü… 
 
Yaşamak en kutsal değer, kabul ama bir başkasının, hem de bir günahsızın namusuna ve canına kastedenlerin birkaç yıl dört duvar arasında kalıp, sonra salıverilmesi, toplumsal vicdanlarda asla kabul görmez. Bu, ne hukuka ne toplumsal değerlerimize ne de dinsel değerlerimize sığar. 
 
Birkaç gün önce yazdığım bir yazıdan sonra, çok değerli bir arkadaşım bana; “ Neden bu kadar karamsar yazıyorsun, biraz olumlu ve güzel şeyler yaz.” diye çıkışmıştı. Daha o yazışmamızdan birkaç saat geçmişti ki, bu iğrenç olayı duydum ve kendi kendime dedim ki “Bu kadar kötülüğün ve pisliğin içinde güzellikten bahsetmek o kadar zor ki...” 
 
Toplumsal olarak bataklığın içine o kadar derinlemesine batmışız ki, çırpındıkça daha beter dibe doğru yol alıyoruz.
 
Bu tür olaylara tepki verdiğimizde, siyasi düşüncemize dayanarak sadece kınama cümleleri kurabiliyoruz. Daha fazlası ne yazık ki, yok. Herkes sosyal medyada kendince tepkisini ortaya koymaya çalışıyor. Bu tepkilerimizin daha sert ve yaptırıma dayalı olması lazım... Klavye başından kalkıp hukuki yollara veya daha etkili olabilecek yollara başvurmalı, tepkimizi dile getirmeliyiz.
 
Bizler balık hafızalı olduğumuz için, bu olayı da bir süre sonra geçmişin o tozlu raflarına kaldırıp saklayacağız. Ve ancak buna benzer bir olay meydana geldiğinde hatırlayabileceğiz. Bu da sadece o ailenin kabuk bağlayan yarasını tekrardan kanatmaktan başka hiçbir işe yaramayacak.
 
Gerçek eğitimin karakterde ve kişilikte olması gerektiğini artık anlamalıyız. Kabul etmeliyiz ki, aile yapımızın bozulmasıyla beraber toplumsal yapımız da bozuldu, bozuluyor… 
 
Bizler daha önce yanımızdan yürüyüp geçen bir çocuğa göz kırpar, gülümserdik. Bankta yanımıza oturan çocukların yanaklarını sıkar, başını okşardık ama şimdi öyle bir duruma geldik ki, o güzel, o günahsız, o tertemiz canlara ne gülümseyebiliyoruz ne de onların başlarını okşayabiliyoruz...
 
Bir yetim çocuğun başını okşamak, ona ufak bir tebessüm ile karşılık vermek dinimizde çok büyük bir değer olarak kabul edilir Ancak böyle kişiliksiz ve karaktersiz insanlar yüzünden çok basit gibi görünen bu tür jestleri ve sevgi kokan eylemleri bile artık yerine getirmeye korkar olduk.
 
 Biliyorum, ne kadar konuşsak, ne kadar yazsak da tüm söylenenler ve yazılanlar üç, beş gün sonra unutulacak. Peki yüreği dağlanan bunca anne ve baba… Onlar unutabilecek mi yaşadıklarını? Bu empatiyi kaçımız layıkıyla yapabiliyoruz ki?
 
Cehennem, insanın yüreğinde, sevginin bittiği yerdedir. Maalesef bazı cehenneme dönüşen yürekler, bu güzelim insanların hayatlarını kabusa çevirmeye devam edecekler. Kabullenmesi güç olanı da bu…
 
Yaşanan bu iğrenç hadiselere birey olarak, toplum olarak artık dur diyebilelim, aksi halde kelimeleri zayi etmeyelim...
 
Mehmet Zülfü YARCEL 
 
 
Okuyucu Yorumları
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
ÇOCUK İSTİSMARI ÜZERİNE…