25 Aralık 2018 Salı, 564 kişi okudu
SEDAT YASAK
ÇİLELİ ÖMÜRDE DOLAN SAYFALAR…
Mehmet’in çileli hayatı 1940’lı yılların yokluk günlerinde başladı. Henüz küçük bir çocukken annesini kaybetti. Bundan sonraki yılları üvey anne elinde geçecekti. 
 
Anne sevgisinden yoksun yaşamaya, yoklukla mücadele etmeye çalışır. Yarı aç yarı tok bir vaziyette hayata tutunmaya,  hele üvey anne gerçeğiyle yaşamaya çalışmak, bir çocuk için hiç de kolay değildir.
 
13 yaşındayken üzüm hasadı sırasında bir yılan, sol elinin başparmağını ısırır. Bulunduğu yer köye uzaktır ve yaşadığı acıdan dolayı ne yapacağını bilemez. Sonunda toparlanarak cebindeki çakısını çıkarır ve büyük bir cesaretle yılanın soktuğu bölgeyi, ağaç budar gibi yontarak zehrin tüm vücuda nüfuz etmesini engeller. Sonra da mendiliyle yarayı sarıp kendini eve güçlükle atar. Sol başparmağının büyük bölümünü kaybeder. Bu olaydan sonra “yılanın soktuğu parmaksız çocuk” olarak çağrılır. Gösterdiği cesaret ise, bugün bile hala anlatılır.
 
İmkansızlıklar ve yoksulluk nedeniyle okuyamayan Mehmet, uzun süren askerlik macerasından sonra köye geri döner. Babası onu eşraftan birinin kızıyla evlendirir. Mutludur Mehmet. 
 
Bir yıl sonra kızı Güllü, dünyaya gelir. Tam her şey yoluna girdi diye sevinirken, bir gece eşi aniden rahatsızlanır ve çok geçmeden de vefat eder. Küçük kızıyla bu hayatta bir başına kalırlar. Sıkıntılarla dolu günler geçirirler. 
 
Yeniden evlenir. Üvey anne elinde büyümüş biri olarak, aynı akıbeti kızının da yaşaması, içini parçalasa da, bunu yapmaya mecbur olur.
 
Kan davasının köyde etkin olduğu yıllardı. Mehmet’in de hısımları vardı. Bir gün bu hısımlarından biri tarafından bir hiç uğruna bıçaklanır. Toparlanıp karşılık verse de, aldığı darbeler nedeniyle ciddi şekilde yaralanır. Haftalarca hasta yatar. Ama öldürmeyen Allah öldürmez. Demek ki, daha görecek, yaşayacak günlerim varmış, der.
 
Köyde daha fazla kalamayacağını anlayan Mehmet, ailesini de alıp Maden’e yerleşir. İş bulur ve bu küçük ilçede çalışmaya başlar. Hayatında yepyeni bir sayfa açar burada. Zor günlerin geride kaldığını sanır, ama yanılır…
 
Ortanca kardeşi Cemil, Alacakaya’da ortaokula giden bir kız öğrenciyi, bir arkadaşının yardımıyla kaçırıp köye getirir. İlçe ayağa kalkar. Genç çifti bulamayan jandarma ağabey olarak Mehmet’i gözaltına alır. Olaydan haberdar olmadığını jandarmaya bir türlü anlatamayan Mehmet, günlerce karakolda dayak yer. O günleri anlatırken gözyaşlarını tutamaz…
 
Aradan yıllar geçer… Büyük kızı Güllü’yü ve yeni eşinden olan diğer çocuklarını da bir bir evlendirip yuvalarını kurmalarına yardımcı olur.
 
Bir gün damatlarından biri yakalandığı hastalığa yenik düşüp vefat eder. Yeni evli olan acılı kızı Sevim’i teskin etmek ona düşer. Sevim’i yanına alarak eşinin ailesine geri göndermez. Ben sağ olduğum müddetçe burada, yanımda kalacak, der.
 
Vefat eden ilk eşinden olan kızı Güllü, Adana’da yaşamaktadır. Bir gün Güllü’nün ağır bir hastalığa yakalandığı haberini alan Mehmet, kahrolur. Güllü’nün beyninde tümör tespit edilir. Hastalık ilerlemiştir.
 
Adana’ya giden Mehmet aylarca kızına tek başına bakar. O günleri anlatırken gözyaşlarını tutamaz. Kızını yaşatmak için elinden geleni yapsa da bunu başaramaz. Kızının vefatı Mehmet’in içinde tarifi güç yaralar açar. Evlat acısı bu, hiçbir şeye benzemez, der…
 
Büyük oğlu İTÜ’de Öğretim Görevlisi olunca, ailesiyle birlikte Gebze’ye yerleşirler. Doğup büyüdüğü Elazığ’a veda eder. Burada kendilerine yepyeni bir hayat kurarlar…
Ancak Mehmet’in bahtsızlığı burada da yakasını bırakmaz. 
 
Ortanca kızı Saniye’nin eşi, Eskişehir civarında geçirdiği bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybeder. Saniye küçük kızıyla bir başına kalır.
 
Damadın ailesi miras paylaşımı sırasında Saniye’yi ve kızını devre dışı bırakmak için her yola başvururlar, başarırlar da… Gözlerini para hırsı bürümüş, maddiyat düşkünü bu aile için, ne gelinlerinin ne de biricik torunlarının bir önemi yoktur… 
 
Mehmet olan bitene daha fazla dayanamaz. Mal mülk sizin olsun, deyip kızını ve torununu yanına alır. Onlara gözü gibi bakar. Torununu okutur, onun Tıp Fakültesine girmesine vesile olur…
 
Aradan yıllar geçer… Bir gece aldığı bir telefonla bütün dünyası yıkılır. En küçük erkek kardeşi bir cinayete kurban gitmiştir. Tüm uğraşlara rağmen katili bulamazlar. Henüz 44 yaşında çocuklarının gözü önünde öldürülen kardeşinin acısı yüreğini yakar…
 
Sonraki yıllarda da üç bacısını ve bir yeğenini birkaç yıl içinde arka arkaya kaybeder. Her acı içini dağlar. Yaşlı yüreği bu kayıplara dayanmakta zorlanır. Sık sık hastaneye kaldırılır. Neyse ki, çocukları yanındadır ve ona gözü gibi bakmaktadırlar…
 
Mehmet’in çilesi burada bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz…
 
 Yıllar evvel eşini kaybeden kızı Sevim de ağır bir hastalığa yakalanır. Mehmet, kızını yaşatmak için her yolu dener. Çalmadık kapı bırakmaz. Uzun bir tedavi programı uygulanır ama…
 
Ve birkaç gün evvel Sevim’i de kaybeden Mehmet’in bütün dünyası yıkılır. Bu kayıpla birlikte yıllardır süregelen acılar yorgun ve yaşlı bedeninde büyük yaralar açar. Hastaneye kaldırılır. Tedavisi, doktorlar gözetiminde hala sürmektedir…
 
İşte acılarla geçen bir ömür… Varın, bundan sonrasının muhakemesini siz yapın kendi içinizde…
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
ÇİLELİ ÖMÜRDE DOLAN SAYFALAR…