10 Mart 2016 Perşembe, 1851 kişi okudu
BU ŞEHİRDEN NEFRET ETMEK
Geçenlerde bir dost ve edebiyatçı arkadaşımın ifadesiyle girizgâhını yaptığım konu, hepimizi bağlayan ve zaman içinde aynı duyguları hissettiren bir kavramın ipuçlarıyla doludur. ‘’Bu şehir öylesine kendine âşık ettikti bizleri’’ diyordu, ‘’şu flu zemindeki şehrin tercihleriyle, kıskanç serseri fikirlerin ışığında sarhoş ve meczup bir zamanın içinden ancak nefretten başka bir şey gelmiyor elimden’’ diyerek noktalıyordu sözlerini.
 
Hayret, hiç böyle bakamamış ve yine böylesine bir düzlemden meseleyi tanımlayamamıştım ne yazık ki! Oysa yıllardır içinden doğduğumuz, her hatırasına binlerce anlam yükleyip sonrada kaybolan izlerin ardından yaktığımız ağıtlara ancak bu düzeyde bir izah yapılabilirdi diye düşündüm.
 
Karmaşık ve çelişkili duygularımızı anlatamadığımız bu şehre karşı olan hislerimizle, sevgiden ve nefretten ibaret sonuçlara dolup taştığımız günlerin ortasında bundan daha güzel bir izahın olmayacağını düşünüyorum.
 
Bir şehrin en nadide mekânlarına değdiğimiz günlerden bu yana, köprünün altından geçen suların akıntısına kapılan ve orada boğulan kokularımızın yerine ikame edilen suni güllerden ibaret bahçelerdeyiz. Yapayalnız bir eski türküye bağlanmış umutların bilmem hangi gerçek bahara uyanacak rüzgârlarını beklemedeyiz sanki! Şehrin yeni sevgililerine verdiği buselerin izleri var ayak dibinde! Zehirden kadehlerce iksir dolu yoksulluklara hangi duyguları katık yaptığımızı bilemiyor, serdengeçti günlerin sayısınca mutluluğun nerede akşam güneşiyle balçıklara doluştuğunu hissedemiyoruz.
 
Kıskanıyor ve yeni gayr-i meşru sevdalara uğramış sokakların diline vurulmuş zincirlerin manzarasındayız. Düşünmenin en can acıtan yerinde bir garip şehir ve eski denizlere yelkenlerini yırtmış aşklardan geriye sadece bir tutam öksüzlükler var! Nefretin zirvesinde aşkların en güzeline sıralı dağlarca dizilmiş şiirler, bu şehirde hala mecnun misali hayallerimizdeler.
 
Leyla’mızın saçlarında yeni rüzgârlarla ıslak heveslerimiz veda makamında, ya da bir başka sahradalar. Kimbilir belki de yoluna dizilmiş rüyaların en olmadık taşına konan bir kırlangıcın kanatlarındalar. Bu şehre âşıkların meclisinde şarkılar, şimdi başka pazarlara satılmış ve yenilmiş kıskanç makamlardalar. Bu yüzden mahsunca bir şehir ihanetine inanmış gönüllerde zemheri gibi soğuk ayazların çıldırtan kollarındayız hepimiz.
 
Bir mekânın ortasında her sevdaya, o şehrin içinden koparılmış güllerin kokuları dolar taşar kendince. Ya da bir başka devrin eskimeyen rayihalarında nedensiz ve arsız çiçeklerin hercailikleri karışır sokaklara. Öyleyse sevdasına yakılmış dizelerde, o şehrin tanıklığına inanmış ruhların aziz hatıraları kollar durur insanları ve yine zamanla değişen tercihlerinde aynı mekânların yeni aşklarına nefretle bakarak yürünür yalnızlıklara.
 
Şehir aşkıyla nükteli bir korkunun yan yana dizildiği duvarlarda yalancı adresler, evlerin yerinde yabancı yüzler ve hangi yana savrulacağını bilemeyen rüzgârlar kopuyor şehrin ortasında! Benim diyecek kadar senin olmayan bir aşkın peşinde şimdi vahşi emeller kuruyor köprüleri ve dayanıksız ayakların en nasırlı yerlerinde eskiye yıkılıyor özlemler.
 
Bir nefretin anatomisinde gerçek hikâyeleri yazıyor ellerimiz, şehrin sevdasına tünemiş kuşlarca yeni, zamansız tütsülerde boğuluyor insanlıklarımız ve nihayet aşkların en güzeliyle bağlandığımız sokakların bilmediğimiz dillerine doluyor nefretlerimiz…
 
Okuyucu Yorumları
BU ŞEHİRDEN NEFRET ETMEK