04 Haziran 2018 Pazartesi, 1325 kişi okudu
BİR ŞEHRE VEDA EDERKEN!
Bu köşede ilk yazmaya başladığımda tarihler 16 Eylül 2014’ ü gösteriyordu;
 
Elâzığ basınında ben de varım diye haykırmaya başladım ve yazılarımla okuyuculara ulaştım.
 
Elazığ’a ilk geldiğim zamanlarda şüphesiz yabancılık çekmeye başladım ve hatta bırakıp gitmeyi bile düşündüm.
 
Sonra hayallerimi düşündüm ve dayanacağım deyip kalmaya devam ettim.
 
Bu şehre ilk geldiğimde Nafiz Koca karşıladı beni…
 
Nafiz Koca’ ya da buradan en kalbi duygularımla teşekkür ediyor ve verdiği desteklerden ötürü şükranlarımı sunuyorum.
 
Elazığ nasıl bir yer? , insanları nasıl? gibi sorularla cebelleştim durdum.
 
Tanımaya başladıkça ne kadar da ihmal edildiklerini anladım ve onların dertlerini kendime dert edinerek yazılar kaleme aldım.
 
Kimileri çıkıp: Sana ne Elazığ’dan, buralı bile değilsin diye eleştirip durdular oysa Elazığ’ın benim vatanımın bir parçası olduğunu da anlamadılar.
 
Yazdığım yazılarla gündem oluşturmayı başardım kimi zaman, bunu kabul etmek gerekir… 
 
Elazığ’ın ve Elazığlının sorunlarının kendi sorunum bildim ve yeri geldiğinde idari yöneticileri bu konularda eleştirdim.
 
Sırf bu yöneticileri eleştirdim diye en yakınımdaki insanları bile kaybettim.
 
Sorun değil deyip her defasında yazmaya devam ettim.
 
Devam ettim çünkü bizler yazmazsak yazacak kimse kalmaz diye düşünüp yazdık.
 
İstanbul’da doğum büyüdüğümden Elazığ kültürüne ayak uydurmak biraz zamanımı alsa da bunu başardığımı düşünüyorum.
 
Şunu da ifade etmek isterim ki; hiçbir yerin kültürüne ayak uydurmak zorunda da değildim ama bu zorunluluğu hissettim ve başardım da. 
 
Elazığ’a ilk geldiğimde sayısızca proje ve hayallerle gelmiştim ve belediye başkanı, vali gibi idarecilere sesimi duyurmaya çalıştım. Sesimi yazılarımla duyurmaya başladım ve duyurdum da ama sadece duyurdum ötesi olmadı.
 
Her şeyi biz düşünür biz yaparız anlayışına sahip bu kişiler önüme set çekmeye başladılar.
 
Yılmadım ve yine yazmaya devam ettim. Sosyal medyadan şahsıma ulaşan bazı okuyucularım, dertlerini, sıkıntıları illetler ve çoğu zaman gündeme taşıdım. Ancak daha sonra bu dertlerini ve sıkıntılarını inkâr edip, şahsımı karalamaya başladılar. 
 
“Bu şehre okumaya geldin sana ne Elâzığ’dan, sen okumana bak karışma” dediler. 
 
Karşı çıktım,  evet okumaya geldim ama bu kadar sıkıntıya da göz yumamam dedim.
 
Elazığ insanı gerçekten çok sıcakkanlı ve sevecen.
 
Ama ne hikmetse bu özellikleri en fazla 2 hafta sürüyor ve anlamsız bir şekilde başka bir hal almaya başlıyor. 
 
Çok haksızlığa uğradım, sesimi dahi çıkarmadım! Vardır bunda da bir hikmet deyip yoluma devam ettim.
 
Önümden farklı arkamdan farklı konuşanların sayısı hatırlamadığım kadar fazla.
 
Ne işin var Yeni Ufuk gazetesinde, neden yazıyorsun orada diyenler, en ufak bir sıkıntılarında bu durumumu kullanmaya çalıştılar.
 
Kalemimi hiçbir zaman satmadım ve satmam da, bu konuda vicdanım rahat.
 
Elazığ’a ilk geldiğim günden beri her zaman yanımda olan ve bana yabancılık çektirmeyen Pınar Çetin Baykara ablamı asla unutmadım, unutamam da.
 
Ona bu vesileyle en içten teşekkürümü ediyorum.
 
Yine aynı şekilde yanımda olan Sema Gülaçtı ablama da buradan şükranlarımı iletiyorum.
 
Nice yanımda olan ve yazarsam uzun sayfalar olacağından herkese teşekkür ediyorum. 
 
Elazığ’ı çok seviyor(d)um ama burada yaşadıklarım beni o kadar çok yıprattı ki; hatırlamak bile istemeyeceğim şeyler ile dolu hafızam.
 
Elazığlının sorunlarını köşeme taşıyıp bir anlam ifade etmediğini görünce yazmadım bir daha! Pes mi ettin?
 
Diye soranlar olacak…
 
Hayır, pes etmedim, ama yanımda olduklarını sandığım kişilerin karşımda olduğunu anlayınca yoruldum…
 
“Sana ne Elazığ’dan” diyenlerin haklı çıkmaları da derinden üzdü beni. 
 
Öyle böyle 4 yıl bitti ve 8 Haziran’da Elazığ’dan ayrılıyorum.
 
Bu şehirde biriktirdiğim anılarımın çoğunu muhtemelen yanımda götürmeyeceğim.
 
Öyle bir noktaya geldim ki;
 
Elazığ’a inince kutsal mekânlara inmiş kadar sevinen ben, bu sevincimi de yanımda götürmeyeceğim.
 
En büyük hayalim olan Elazığ şehir kütüphanesinin gerçekleştiremediğimin buruk bir hüznünü yaşıyorum.
 
Umuyorum ki bundan yıllar sonra hayalini kurduğum o kütüphane yapılacaktır… 
 
Okul hayatım oldukça iyi geçti ve büyük kazanımlar elde ettim.
 
İlk kitabımı 2.sınıfta yayımladım ve sayısız akademik makaleyi bu dönemde yazdım.
 
Gelecek aylarda da ikinci kitabımın da yayımlanmasını umuyorum ancak bu şehirde olmayacak…
 
Akademik çalışmalarıma asla ama asla ara vermeyeceğimi ve yılmadan çalışacağımın garantisini vermek isterim.
 
Eskiçağ tarihi alanında ilerlemek istediğimi ve gün gelecek Türkiye’nin en iyi eskiçağ tarihçilerinden biri olacağımın sözünü hem kendime hem de değerli hocalarıma vermek isterim.
 
Aldığım akademik eğitimde hayatımda iz bırakan hocalarıma da çok teşekkür ediyorum. Sizlerden alacağım ilhamla ilmin zekâtını vermek için yılmadan çalışacağım. 
 
Velhasıl kelam geçen şu dört yıl içinde iyi ve kötü zamanlar yaşadım.
 
Kırıldım, parçalandım…
 
Hayır,  Hakkımı helal etmediğim insanlar var!
 
Herkese hakkımı helal ediyorum diyemem.
 
Helal etmemem için de geçerli bir sürü nedenim de var.
 
Elazığ’ı ve Elazığlıyı savunacak, hakkını hukukunu gözetecek insanların bu şehirden gelip geçmelerini ümit ediyor ve herkese teşekkür ediyorum… 
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
BİR ŞEHRE VEDA EDERKEN!