21 Mart 2017 Salı, 4434 kişi okudu
BİR DAMLA MUTLULUK
 
Darülacezenin, yeni adıyla Huzurevlerinin kuruluş amacını bilmeyen yoktur.
 
Sultan Abdulhamit Han tarafından 1896 yılında kurulan ve bünyesinde sokaklardaki dilenci ve kimsesiz çocuklarla birlikte bakıma muhtaç kimseleri barındıran bu kuruluş sosyal devletçiliğin ilk örneklerindendir.
 
Devletin şefkat eliyle sokaklardan alınan kimsesiz yaşlı ve bakıma muhtaç kişiler bu kurumlarda huzur bulmuşlardır.
Dolayısıyla günümüzde Huzurevi adı altında hizmete devam eden bu kuruluşlar amacının dışında kullanılsa da sosyal devletçilik gereği hizmet vermeye devam etmektedir.
 
Darülaceze tabelası altında hizmet veren bu kurumların misafirleri gerçekten bakıma muhtaç kişiler ile kimsesi olmayan yaşlılar idi.
 
Huzurevi tabelası altında hizmet vermeye devam eden günümüz kurumu ise bakıma muhtaç ama kimi kimsesi olanların hizmet gördüğü kurum kimliği ile dikkat çekmektedir.
 
İnsani ve vicdani değerlerimizin her geçen gün biraz daha törpülendiği günümüzde insanlar işlerini, eğlencelerini ve günlük hayat standartlarını olumsuz yönde etkilemesin diye varlıklarını onlara borçlu olan anne ve babalarını bu kurumlara bırakmayı ne yazık ki alışkanlık haline getirmişler.
 
Geçtiğimiz günlerde bir fırsatını bulup da oradaki yaşlılarımızı ziyaret edip hayır dualarını almak için Huzurevini ziyarete gittim.
 
Mekânın fiziki yapısı albenili tefrişatı göreceli olsa da içime bir ürperti düştü.
 
Bir anda aynı kaderi yaşamış olabilme ihtimaliydi içimi ürperten.
 
Huzurevi sakinlerini görünce insanın kendisini nasıl bir sonun beklediği düşüncesiyle yüzleşmesi korkunç bir duyguydu.
Hiçbir gencin diğerinden, hiçbir yaşlının da diğer yaşlılardan farkı olmasa gerek.
 
Hüzün ve endişenin hakim olduğu duygularla geçtim sakinlerine huzur, bizlere huzursuzluk veren binanın koridorlarından.
Daha ilk adımımda yaşadığım hayal kırıklığını ömrümce unutabileceğimi sanmıyorum.
 
İçsel savaşımdan biraz olsun sıyrılmaya karar verdim, ardından anı yaşadığım mekanı detaylıca gözlemlemeye başladım.
Küçücük odaları kim bilir hangi dramlara şahitlik etmişti.
 
Sakinlerden yaşlı bir teyzemizle sohbet etme imkanı yakaladım.
 
Başındaki beyaz tülbenti ile yüzündeki nur gözlerindeki hüzünle savaşıyordu adeta.
 
Belli ki anlatmak istediği bir hikâyesi ve bu hikâyenin hayırsız kahramanları vardı.
 
Bakışları altında ezilmemek mümkün değildi.
 
Donup kaldım ve tüm bedenimi büyük bir mahcubiyet sardı.
 
Nur yüzlü teyze belli ki kırgındı.
 
Hayata, yaşama, geçmişe, geçmemişe…
 
Hayat hikâyesindeki tüm ayrıntılara kırgındı.
 
Belki de en çok da kendisini Huzurevine bırakan evlatlarınaydı kırgınlığı… 
 
Beni gördüğünde vefasız kız çocuğunu görmüş gibi olmasından korktum bir anda.
 
O kadar ezik bir o kadar da mahcubiyetle ne diyeceğimi, söze nasıl başlayacağımı kestiremedim.
 
Ben iç dünyamda böylesine acımasız med - cezirleri yaşayıp sohbete girmek için bir cümle ararken nur yüzlü teyze; “hoş geldin güzel kızım, birine mi bakmıştın” diye sormaz mı?
 
Yaşadığım o anki anlatılmaz mutlulukla sadece; “hayır teyzeciğim, kimseye bakmadım öylesine bir ziyaret benimkisi” diyerek eline eğildim.
 
Güler bir yüz, sıcak bir tebessümle davetine icabetle odasına girdik.
 
Nasıl olduğunu anlayamadım, koyu bir sohbetin içerisinde idik.
 
Huzurevinin şartlarından konuştuk, barınma koşullarından falan.
 
O anlattı tane tane, ben dinledim can kulağıyla…
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
BİR DAMLA MUTLULUK