01 Nisan 2019 Pazartesi, 338 kişi okudu
AKIN ERASLAN BALCI
AVRUPA’DA İŞSİZLİK
Avrupa Birliği ülkelerindeki işsizlik halen %11 gibi yüksek bir oranda seyrediyor.
 
2008 yılında başlayan finans krizinden sonra işsizlik oranı yaklaşık %50 arttı.
 
Halen Avrupa Birliği ülkelerindeki çalışabilir genç nüfusun %50’si kalıcı bir iş sahibi değil.
 
Yaşı 24’ün altında bulunan her 10 çalışandan 3’ü işini kaybetmiş durumda. Genç nüfustaki işsizlik oranının şu açıdan önemi var: işsiz gençlerin yarattığı problemler daha büyük. Mayıs ayında Brüksel’de gerçekleşen Avrupa Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği toplantısında TOBB başkanı R. Hisarcıklıoğlu, “genel anlamda işsizlik, özellikle de genç işsizlik ve ekonomik büyüme Avrupa’daki tüm ülkelerin ana sorunu. Çözüm yönünde ise özellikle mesleki eğitim konusu öne çıkmaktadır” demiştir. Mesleki eğitim Türkiye gibi nitelikli iş gücü problemi yaşayan ülkelerde belki çözüm olabilir. Fakat mesleki ve teknik eğitim açısından Avrupa ülkelerinin çoğunun bizden iyi olduğu bilinmektedir. Mesleki tecrübe sahibi üniversite mezunu bir işsiz haftada en az 4 iş başvurusu yapmakta ve ancak %10 oranında başvurusuna evet ya da hayır cevabı alabilmektedir. 
 
Yüzde 11’lik işsizlik oranı 1995 yılından beri kaydedilen en yüksek oran. İşsizliğin en yüksek olduğu ülke İspanya: %25. İkinci en yüksek oran %21 ile Yunanistan’da. Portekiz ve İrlanda’da bunları izliyor. En düşük oran ise %4 ile Avusturya’da. Avrupa’nın tarihten beri güçlü devleti olmuş Sanayi Devrimi’ni en önce yapmış olan İngiltere’de de durum pek sağlıklı değil. İşsizlik son 16 yılın en yüksek düzeyinde: %8.4. İngiltere’de eskiden beri mevcut olan Kuzey-Güney gelişmişlik farkının daha da arttığı söyleniyor. İmalat sanayiinde iş gücü kısıtlamaları devam ediyor. Bütün Avrupa Birliği ülkelerindeki işsiz sayısı 17.4 milyon olarak bildiriliyor. Ayrıca iş pazarında görülen bu gerilemenin daha da yaygınlaşacağı ve derinleşeceği tahmin ediliyor. İşsizliğin çok az olsa da azaldığı tek ülke Almanya. Bu ülkede finans, sigortacılık ve gayri menkul sektöründe işsizlikte kısmen artma gözlendi. Buna karşın sağlık ve sosyal hizmetler sektöründe iş alanları arttı. İmalat ve ulaşım sektörü de olumlu seyir gösterdi. Devletin verdiği işlerde azalma gözlenirken, eğitim sektöründe iş olanakları arttı.Öte yandan ABD’deki işsizlik oranı da %8.2 ile yüksek seyretmektedir. Çin’deki büyümenin yavaşlaması ve Avrupa ekonomilerindeki zorluklar nedeniyle Amerikan mallarına olan talebin azalması işsizliği artıran nedenler olarak sayılıyor.
 
Genel bir sorun olmakla birlikte, işsizlik oranları açısından ülkeler arasındaki farkın büyüktür. Bu da sorunun değişik ülkelerde farklı ağırlıkta algılanacağının ve değişen ağırlıkta sosyal problemlere neden olacağının göstergesi olabilir. İşsizliğe bağlı ortaya çıkan sosyal problemlerin en ağırı aşırı fakirliktir. Yani yardım olmadan en temel barınma ve beslenme ihtiyacını karşılayamayacak durumda olmaktır. Avrupa ülkeleri henüz bu durumdan oldukça uzaktır. Bir başka tehlike bireysel ve toplumsal anlamda sağlık problemlerinin doğması olabilir. İşsizlik yüzünden sağlık sigortalarında iptaller yaşanıyor. Alışılmış yaşam stilinin değişmesi ve sosyal statünün düşmesi bireylerin akıl ve ruh sağlıklarında bozulmaya yol açabiliyor. Çocukların bakım ve eğitimi ihmale uğrayabiliyor. Ailenin birliğindeki bozulmalar artabiliyor. İş gücü ihtiyacının nispeten daha iyi olduğu alanlara doğru olan göç ve göçün getirdiği sorunlarda (konut, temiz su, salgın hastalık) artış yaşanabilir. Umudunu kaybetmiş bireyler yüzünden suç patlaması yaşanabilir. Yunanistan’da görüldüğü gibi toplumsal kalkışmalar iç güvenlik tehdidi oluşturabilir. Bununla birlikte ne iyidir ki Avrupa Devletleri, ABD’nin tersine sosyal niteliği olan devletlerdir. Vatandaşlar üzerindeki sosyal koruma yüksektir. İşsizlik maaşı ABD’den daha yüksektir. İşin korunması üzerine devlet daha dikkatli durur. Hollanda ve İskandinavya ülkelerinde hem işsizlik oranı düşük hem de devletin sosyal koruması yüksektir.
 
Yakın tarihimizde vagonlarla genç işgücü gönderdiğimiz Avrupa ülkelerinde işsizliğin giderek artışı şaşkınlık kadar endişe de yaratıyor. Çünkü Avrupa’ya çalışmak için giden bir akrabası olmayan hemen hemen yok gibi. 
 
Türkiye’deki işsizlik oranı yüksek seviyesini koruyor. 2011 yılına göre sevindirici bir düşme göstermekle beraber, hala Almanya’dakinin iki misli: %11.9’dan %10.2’ye düştü. Sayısal olarak ifade edilirse son bir yılda 380 bin kişi iş bulabildi. Türk ekonomisi global çaptaki ekonomik krize rağmen, 2010 yılında %8.9, 2011 yılında da %8.5 büyüme sağlayarak hayranlık uyandıran bir düzelme gösterdi. Fakat içinde bulunduğumuz yıl için büyüme beklentisi %4’e kadar düştü. Büyüme hızındaki bu azalmanın nedeni olarak Avrupa Birliği ülkelerindeki borç krizinin devam etmesi olarak gösteriliyor. İşsizlikle ilgili nispeten iyileştiği görülen bu tablo‘gizli’ işsizleri, eğitimli ve hüner sahibi olup da buna uygun işlerde çalışmayanları kapsamıyor.
 
Enflasyonda son aylarda görülen düşme kalıcı olursa Türkiye’nin ekonomik göstergeleri düzelebilir.
 
Aslında işsizlik Avrupa için pek alışılmamış bir kavram. Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirdikten sonra sürekli işçiye ihtiyaç duyan Avrupa Devletleri, birinci ve ikinci Dünya Savaşları’ndan sonra da hızlı büyüyen ve üretken ekonomileriyle hep işçi açığı içinde bulundular. Bu durum 1970’li yıllarda değişmeye başladı. İşsizlik yavaş ama kararlı bir şekilde artmaya başladı. Bunun nedenleri olarak ham madde fiyatlarının ve işçi ücretlerinin çok fazla artışı sayılabilir. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı sonrası görülen yüksek üretkenlik anlayışının sona ermesi de etkili oldu.1980’li yıllarda ise işsizlik sıkı para politikaları yüzünden artmaya devam etti. Çünkü para kıtlığı yüzünden sermaye birikimi olamadı ve iş alanları yaratılamadı. 1990’lı yıllarda kısa bir süre için durum düzelir gibi oldu. 1970’lerde görülen petrol fiyatlarındaki ani yükseliş durmuş, hatta kısmi gerilemeler olmuştu. İsveç ve Danimarka gibi ülkelerdeyse işsizlik problemi yaşanmadı. Bugün de bu ülkelerde işsizlik %5’in altındadır.
 
Günümüzdeki krizin nedenleri, geçmişte işsizliği besleyen nedenlerle aynıdır. Fakat bir farkla ki, Dünya’da gelişmekte olan ülkeler ucuz işgücü ve artan teknolojik imkanlarıyla Avrupa ile yarışır hale gelmişler ve bunun sonucunda ekonomik pazar olanakları Avrupa’nın dışına doğru kaymıştır. 
 
Liderler büyüme ve iş yaratma stratejileri arayarak gerilemeyle mücadele etmeyi düşünüyorlar fakat işsizlik konusunda eskiye göre biraz daha fazla konuşmaktan başka pek bir şey yapamıyorlar. İş umuduyla bekleyenler ise şimdilik bekle ve gör politikası uyguluyor.Ama iş gücü ihtiyacının daralan ekonomiler ve artan borçlar yüzünden giderek daha da azaldığı bir vakıa. Bu durum ekonomi üzerinde daha da fazla küçülme baskısı yaratacaktır. Çünkü işsiz insanlar yüzünden tüketim, mal ve hizmet talebi azalacaktır. Dolayısıyla ücretlerde kesintiye gidilmesinin ne ölçüde yararlı olacağı da kuşkuludur. 
 
Günümüzde uygulama alanındaki yeni teknolojilerin çoğu Avrupa’da keşfedilmiştir. Ama bu teknolojilerin Avrupa Birliği dışında olgunlaştıklarını unutmamak gerekir. Daha çok globalleşmeli ve yeni teknolojiler yaratmalıdır.Tarihe bakıldığında yeni teknolojilerin mevcut iş gücü üzerinde geçici bir yıkıma yol açtığı görülür. Örneğin tarlaların traktörle işlenmesi yüz binlerce tarım işçisinin işsiz kalmasına neden olmuştur. Çünkü makineli tarımın verimliliği insan gücüne nispetle çok üstündür. Ne var ki teknolojinin bu olumsuz etkisi geçicidir. 1900’lü yıllarla karşılaştırıldığında ekonomideki üretkenlik gücü günümüzde ortalama 10 kat daha yüksek olmakla beraber, işsizlik sorunu aşağı – yukarı aynı kalmıştır. Çünkü bilim ve teknolojideki ilerlemeler ekonominin başka alanlarında yeni iş olanakları yaratmaktadır. Bazı politikacılar ve işçi sendikaları daha fazla para harcamanın krizden çıkmaya yardım edeceğini iddia etmişlerdir. Fakat tarihe bakıldığında en iyi çözümün ekonominin bütün yapısını yeniden inşa etmek olduğu görülecektir. Bu sayede diğer ekonomilerle yarışabilen yeni bir rekabetçi ekonomik yapı oluşturulabilir. Bu sürecin kolay ve ağrısız olacağı düşünülmemelidir. Tekrar büyümeyi yakalamak için Avrupa reformlar yapmalı ve yeniden yarışmacı niteliğini kazanmalıdır. Yenilik ve risk alma kültürü gereklidir.
 
Avrupa kendi kendisini yeniden düşünmek, daha da ötesi kendisini yeniden yarat-mak zorundadır.
 
 
Okuyucu Yorumları
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
AVRUPA’DA İŞSİZLİK