21 Nisan 2018 Cumartesi, 921 kişi okudu
HÜLYA YILDIRIM
ASLINDA HEPİMİZ BİR HİÇİZ
Şeyh Sâdî-i Şîrâzî “Gülistan“adlı eserinde bir hatırasını şöyle nakleder:
 
“Çocukluğumda da ibadetlere çok düşkündüm. Geceleri kalkar, ibadetle meşgul olurdum.
 
Bir gece babamın yanında oturuyordum.
 
Bütün gece gözümü yummamış, Kur’ân-ı Kerîm’i elimden bırakmamıştım. Bâzı kimseler ise etrafımızda uyuyorlardı.
 
Babama:
 
– Şunların bir tanesi bile başını kaldırıp iki rekât teheccüd namazı kılmıyor; sanki ölü gibi uyuyorlar. dedim.
 
Bu sözüm üzerine babam kaşlarını çattı ve:
 
– Oğlum! başkalarının dedikodusunu edeceğine, keşke sen de onlar gibi uyusaydın!, karşılığını verdi.”
 
Yani babası Sâdî’ye âdeta şu dersi veriyordu:
 
“Senin hor gördüklerin, seher vaktinin feyzinden mahrum iseler de, onlara Kirâmen Kâtibîn melekleri menfî bir şey yazmıyor.
 
Senin amel defterine ise, din kardeşlerini küçük görme ve gıybet günahı yazıldı…”
*
İşte nefsin, bu darb-ı meselde olduğu gibi  kendisini iyi niyetliymiş  gibi göstermeye çalışan sayısız tuzakları vardır.
 
Nefsani  bir üstünlük duygusuyla “ben” diyen kimse -isterse maneviyat yolunda hizmet eder olsun, isterse seccadeler parçalasın- hakikat yolundan uzaklaşmış demektir.
 
Bu yaşnmış anlamlı meseli neden paylaştığımı merak etmiş olabilirsiniz…
 
Hemen hepimizin bir yerlerde, sergilerde, gerek Arapça, gerek Türkçe süslü yazım teknikleri ile “hiç“ sözcüğü ile karşılaşmış olmamız ve çoğu zaman da; ”başka bir anlamı var mı, yoksa bildiğimiz “hiç”mi? Sorusuyla karşı karşıya geldiğimize şahitlik etmişizdir.
 
“Hiç “ o kadar derin anlamlı bir kelimedir ki; kişinin kendi nefsinin ve varlık aleminin  yok olduğunu, asıl var olanın yalnız Allah olduğunu anlatır.
 
Tek gerçek varlığın Allah (c.c.) olduğunu vurgular.
 
“Hiç Olmak” kendisini değersiz hissetmesi demek değildir.
 
İçindeki zenginlikleri; dirayet, özveri, sadakat gibi değerlerin farkına varmasıdır.
 
Eskiden tekke ve dergâhların girişlerinde, oraya her giriş çıkışta kendisini kimseden üstün olmadığını hatırlatmak için genellikle bu ‘Hiç’ yazısı bir tabloda veya levhada gözlere çarpardı. 
 
Bir insan eğer karşısındakilere kin, öfke, haset vb gibi olumsuz duygularla bakıyor ise ve kendisinden üstün kişilere karşı kıskançlık -onda var ben de neden yok- duyguları ile kendisini besliyor ise bunun sonucunda amansız bir hırsa kapılır.
 
Hele de “ego” tanımlaması ile kalplerin dünyanın esiri, nefislerin arzuların kölesi olduğu, yüreklerimizin karardığı şu günlerde  “Hiç” olduğumuzu; kendimize sık sık hatırlatalım ki; sabrı öğrenelim, ”Hiç” olduğumuzu bilelim. Bilelim ki şeytanı çaresiz bırakıp, nefsimize hükmedelim...
 
“Hiç” olduğunu bilen, bir başka insana karşı; kibir, küçük görme, haset, nefret, intikam, çekememezlik gibi olumsuz duyguları duyamaz.
 
Kuşku yoktur, beklenti yoktur, Sadece sakinlik vardır...
 
Hz. Mevlana‘nın şu sözlerini kendimize düstur edinelim:
 
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol...
 
Menzilin yokluk olsun. 
 
İnsanın çömlekten farkı olmamalı, nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiç'lik bilincidir.
 
  
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
ASLINDA HEPİMİZ BİR HİÇİZ