17 Eylül 2019 Salı, 272 kişi okudu
Mehmet Zülfü Yarcel
ANNE VE ÇOCUK
Annelik, tarifi imkansız bir duygudur. Hiçbir dilde de tam olarak bir karşılığı yoktur. Zaten dinimizde de ne kadar değerli ve önemli olduğunu ayaklarının altına cennet serilerek gösterilmiştir. Çocuk ana rahmine düştükten sonra bir annenin o fedakarlığı başlıyor ve anne-çocuk arasındaki o sarsılmaz bağ da yavaş yavaş örülmeye başlanıyor en kuvvetli biçimde. 
 
Geçirilen uykusuz geceler, hastalandığında saatlerce başında bekleyip ateşinin düşmesini beklemek, yorgun olmasına rağmen onunla her oyunu oynamaya çalışmak, kırsal alandaki annelerin çocuklarını sırtlarına alıp bağ bahçeyle uğraşmaları, okula giderken erkenden uyanıp onu  düzenli bir şekilde yolculamaları, eline batan bir dikenin onun yüreğinin en derinlerine işlemesi, yavrusunun mutluluğu ve hüznüne ortak olan... Bunlar yapılırken ne bir karşılık beklenir ne de bir of çekilir. Çünkü bunları sadece anneler bilir.
 
Tabi ki her çocuğun babasıyla da kuvvetli bağı vardır ancak bu bağ genel olarak doğumdan sonra ve çocuk etrafı ayırt edebilme yetisine sahip olmaya başlayınca meydana geliyor. Ancak annenin çocukla bağı daha ana rahmindeyken başladığı için bu, çocuğun başkalarıyla olan diyaloğu veya ruhsal ilişkisinden her zaman farklı olmuştur. 
 
Bununla ilgili farklı araştırmalar da yapılmıştı ve benim çok ilgimi çekenlerden olan iki tanesini paylaşmak istiyorum.
 
Annesini yakın zamanda kaybeden ve ağlayan bir çocuğu birkaç kişi sırasıyla kucağına alıp susturmaya çalışıyor ancak ne yaptıylarsa da onun o yürekleri parçalayan ağlamasını durduramadılar. Ancak hayatını kaybeden annenin bağışlanan organları sayesinde yeniden hayata tutunanlardan bir gelip çocuğu kucağına alıveriyor. Çocuk, inanılmaz bir şekilde aniden susuyor ve önce yüreğine ulaşan sonra da yüzüne yansıyan bir huzurla gülücükler yaymaya başlıyor etrafa. Çünkü onu kucağını alan kişi, onun annesinin bağışlanan organlarından bir tanesini ama en önemlisini taşımaktadır; kalbi
Çocuğun başını kendi kalp hizasına getirince taa anne karnındayken duyduğu ve kendini güvende hissettiği o kalp atışlarını hemen tanır. Bu da anne ve çocuk arasındaki kuvvetli bağın hiçbir zaman kopamayacağını gösterir bizlere. 
 
Buna benzer başka bir olay da şöyle meydana geliyor;
 
Emekleme çağındaki bir çocuk boş bir odaya bırakılıyor. Odanın içerisine de onun ilgisini çekebileceğine inanılan oyuncaklar bırakılıyor. Çocuk bir süre sonra yalnız olduğunu fark ediyor ve huysuzlanmaya başlıyor. Kimsenin kapıyı açıp onun yanına geldiğini göremeyince ağlamaya başlıyor. İşte tam o anda annesinin kalp atışları, daha önce oraya yerleştirilen hoparlör aracılığıyla odaya veriliyor. Duyduğu bu kalp atışlarından sonra minik yavrucak sakinleşip susuyor ve oyuncaklarıyla oynamaya devam ediyor. 
 
İşte bu iki kısa araştırma ve deney bizlere, anneliğin hiçbir şekilde tatklit edilemeyeceğini ve anne ile çocuk arasındaki bu çok güçlü bağın hiçbir şekilde koparılamayacağını gösteriyor. 
 
Annelik öyle bir duygudur ki ne taklit edilebilir ne de bir başkasından öğrenilir, o yalnızca Allah tarafından bağşedilir. 
 
Bu yazımı bugün gözlerini dünyaya açan ve cenneten bir kar tanesi gibi annesinin kucağına düşen küçük “Zeyep”imize adıyorum. Yıllar geçse de anlayamayacağın bir bağ olacak annenle ve bu bağ gün gelecek seni de başka bir cana bağlayacak. Önce cennet geldin ya sonra serilecektir ayaklarının altına....
Okuyucu Yorumları
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
ANNE VE ÇOCUK