04 Temmuz 2018 Çarşamba, 663 kişi okudu
SEDAT YASAK
ALACAKAYA GEZİSİ
Geçen hafta sonu Alacakaya’ya gittim.
 
Yaklaşık bir yıl oldu gitmeyeli.
 
Bazı şeylerin değiştiğini gördüm.
 
Bu da geleceğe dair umutlandırdı beni. 
 
Yazılarıma konu olan ve çocukluğumun geçtiği Tavla Mahallesi yolunun yapıldığını gördüğüme mutlu oldum.
 
Demek ki, istenince bazı şeyler yapılabiliyormuş, dedim kendi kendime…
 
Altıoluk Köy yolu da yapılmıştı.
 
Ama mermer ocağı nedeniyle yüklü kamyonların ve iş makinelerinin yolu sürekli kullanmaları nedeniyle birçok yer sökülmüş, eski haline dönmüştü.
 
Buna rağmen yine de verilen çabayı takdir ettim. 
 
Nergek Yolunun yapılıp yapılmadığını görme şansım olmadı.
 
Bana o yolun da en kısa sürede yapılacağı söylenmişti ama zamanım olmadığı için Nergek’e gitme şansım olmadı.
 
Geçen yılki yazılarımdan dolayı Alacakaya Belediye Başkanı Başaran Yaşlı bana biraz gönül koysa da, yapılan düzenlemeleri gördüğüme sevindim.
 
Alacakaya merkezde değişen pek bir şey yoktu.
 
Merkez, terk edilmiş şehir gibi sessiz ve sakindi.
 
Eski görkemli, şatafatlı havasından eser yoktu.
 
Doksanlı yılların curcunalı kalabalığı yerini, ıssız bir yerleşim yerine bırakmıştı.
 
Civar köylerdeki susuzluksa, geçen yıl olduğu gibi devam ediyordu.
 
Ekinler ve tarlalarsa, yeşilin göz alıcı tonlarından çok, sararmaya ve kurumaya yüz tutmuştu.
 
Konuştuğum köylüler sürekli dert yandılar. 
 
Susuzluk nedeniyle ekinlerden umduğunu bulamayan çiftçiler, başka alanlara yönelmek durumunda kaldıklarını anlatırken hem üzülüyor hem de geleceğe dair umutsuzluklarını dile getiriyorlardı.
 
Devletin sağladığı olanaklarla küçükbaş hayvancılığa yönelen çiftçiler, kümes hayvancılığı ve yumurta işine de ekonomik güçleri doğrultusunda girerek, aile bütçesine katkı sağlamaya çalışıyorlardı.
 
Amcam da Altıoluk Köyünde, bahçesinde kendi çabasıyla kurduğu küçük bir çiftlikte tavuk yetiştirmeye çalışıyordu.
 
Sayıları çok olmasa da sağlığı ve imkanları el verdiği müddetçe, sabah erkenden kalkıyor, bahçesiyle ve tavuklarıyla meşgul oluyordu. Komşuları da ona yardımcı oluyordu.
 
Özellikle amcamın bitişik komşusu Nazmi Gürbüz isminden bahsetmek isterim. 
 
Yakın zamanda hasta olan oğlunu yaşatmak için, bir babanın yapması gereken her şeyi yaparak, çalmadık kapı, göstermedik hastane bırakmadı. 
 
Ama bazı şeyleri değiştirmek ya da düzeltmek insanın elinde olmuyor, gerçeğinden hareketle, gencecik evladını toprağa kendi elleriyle verdi ve bu, bir baba için, hiç kuşkusuz acıların en büyüğüydü…
 
Acı, içte habis bir ur gibi yüreği yaksa da, hayat devam ediyordu.
 
Toparlandı.
 
Bu seçimlerde CHP Elazığ 4. Sıra milletvekili adayı olarak listeye girdi. Seçilemeyecek bir yerden aday olarak gösterilmesine rağmen, seçimlerde kendisi ve partisi için elinden geleni yaptı ama olmadı.
 
Nazmi Bey, lokantasında arta kalan yiyecekleri poşetlere koyuyor, poşetlerin ağzını bağlıyor ve kendi aracına atarak akşam köye geldiğinde, tavuklara vermek için amcama kendi elleriyle veriyordu.
 
Hem de poşetleri bizzat bahçedeki çiftliğe kadar kendi taşıyarak…
 
Ve bunu neredeyse hemen her akşam yapıyordu.
 
O akşam amcamlarda kaldığım için tanık olduğum bu olay, beni hem mutlu etti, hem de Nazmi Gürbüz adının gerçekte ne kadar değerli olduğunu fark etmemi sağladı.
 
Bu derece mütevazi, çalışkan, bilgili, kendini yetiştirmiş birinin şehre vekil olarak seçilememesi, bu şehir için bence çok büyük bir kayıptı.
 
Sanırım ihtiyacımız olan tek şey bu.
 
Özveriyle çalışmak… 
 
Kibirden uzak, sinirlenmeden, azimle, güler yüzle, halkın hassasiyetlerini gözeterek çalışabilmek…
 
Yani “Milletin vekili” sıfatını hak etmek…
 
Tanıdığınız kaç vekilde bu özelliklerin olduğunu söyleyebilirsiniz ki?
 
Ya da kaç vekilin bu sıfatı hak ettiğini düşünebilirsiniz?
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
ALACAKAYA GEZİSİ