25 Ekim 2019 Cuma, 645 kişi okudu
Yücel Can
ADALET MESLEĞİNİN VE İDAREDE BULUNANLARIN ADALETİ
Yemek, içmek, yani hayat için gerekli olan temel ihtiyaçlardan sonra ilk akla gelen adalettir. Zira bu sayılanların sağlanması, bölüşümü ve paylaşımında da adalet kavramı söz konusudur.
 
Adalet denildiğinde ise ilk akla gelen hukukla ilgilenen, hakim, savcı, avukatların gelmesi doğru; ancak eksik bir yaklaşımdır. Zira adalet özellikle idare edenler başta olmak üzere herkesin ihtiyaç duyduğu bir kavramdır.
 
Maalesef adaletle ilgili olarak istenmeyen eski durum söz konusu değilse de arzu edilen bir durumda olduğu da söylenemez. 
 
Dava sayısı, bilişim, bürokrasi, insan kaynakları gibi sorunlara rağmen özlük hakları oldukça iyi olan adaletle ilgilenenlerin önündeki en büyük en gel mesleki, siyasi görüşten öte yeterince adil davranılmaması ile birlikte İstanbul Sözleşmesi gibi bağlayıcı hükümlerin olmasıdır.
 
Bununla birlikte özellikle kadınlara yönelik pozitif ayrımcılığın yanlış anlaşılarak doğru uygulanmaması, kadınların mutlak haklı gibiymiş görülerek erkek olmamın da mutlak suçlu olarak algılanması ve tanımlanmasıdır. Açıkçası bu adaletin arandığı kapıda adaletsizliktir, zulümdür.
 
Adalet herkese lazımdır, adalet göreceli olmamalıdır, adalet güce değil hakka dayanmalıdır. İdam edildikten, kol kesildikten sonra doğru karar almak, zamanında karar verememek de adalet demek değildir.
 
Bunun dışında önemli olan bir diğer nokta da özellikle idarede bulunanların, sorumlu ve yetkili olanların adil davranma ilkesinden taviz vermemeleridir.  Bir başka ifade ile adaletsiz ve kayırmacı bir halde olmamalarıdır. Adalete galiba en yakın bir başka kavram da liyakat, hasletler ve hassasiyetlerdir.
 
Bugün dünyanın belki de en büyük kaybı, yanlışı özellikle idarede bulunacak kişilerde liyakat, ehliyet, bilgi, yeterlilik kavramından öte kalem gibi değil bukelemun gibi insanlara, mış gibi davrananlara, görevi verene mutlak itaat, mutlak sadakat gösterilmesi ve siz ne derseniz o olur tavrı takınanlara idarede imkan verilmesidir. Bu sadece adaletin ihlali değildir.
 
Liyakatten uzak olanlar haliyle layık olmadıkları için koltuğu, makama yakışmaz; adeta yapışırlar. 
 
Bu kişiler gücü koltukta ve makamdan alarak koltuğa şekil vermek yerine koltuğun şekil verdiği kişiler olurlar.
 
Bu kişiler bununla kalmayıp çok yönlü israfa sebep olurlar ve dar bir çevre içerisinde kısır döngünün esiri olurlar. Yine bu kişiler yapmış oldukları görevin kutsallığını fark etmez, bu makamların emanet ve vekalet makamı olduğunu unutarak, devletin imkanı ve gücünü kendinde görüp enaniyetle adım adım dünyevileşirler. Maalesef bu durum giderek hastalık halini almıştır.
 
Önemli olan adaletle birlikte liyakati, hassasiyeti, hasletleri öldürmeden hasbi ve samimim davranabilmektir. Çünkü her işin bir adaleti vardır.
 
Adalet ve adaletin tesisi çok önemlidir. Adaletin en güzel dili ve örneği Allah’ın güzel isimlerinden  birisi olması, Allah’a güvenerek Allah isminin Kuranı Kerim’de 2697 defa zikredilmesi; yine Kuranı Kerimde Bakara:62, Bakara : 100, Al-i İmran : 18, Al-i İmran : 21, Nisa : 3, Nisa : 58, Nisa : 105, Nisa : 135, Nisa : 152, Maide : 8, Maide : 42, A'râf : 29, A'râf : 159, A'râf : 181, Nahl : 76, Nahl : 90, Nahl:125, Enbiya : 47, AhzAb : 5, Şura : 15, HucurAt : 10, Hadİd : 25, Mümtehine : 8-9, Yunus:47, Hadid:25, Muhammed:22-23… ayetlerinde adalet kavramının vurgulanmasıdır.
 
Hz. Peygamber de (sav) toplumun fertleri arasında adalete aykırı davranışların olumsuz sonuçlarına dikkat çekmiş, Nisâ 135 ve Maide 8 gibi ayetlerde emredilen “Şahitliği Allah için yap, bizzat kendinin ya da en yakınının aleyhine de olsa adaleti dimdik ayakta tut” gibi talimatlardan hareketle, “Allah’a yemin ederim ki, kızım Fâtıma da hırsızlık yapsa, onun da elini keserim” buyurmuştur. Hz. Peygamber’in (asm) Hicret’ten sonra Muhacir‐Ensâr kardeşliğini tesis edip, Medine’deki Yahudi ve Hıristiyanlarla Medine Sözleşmesini imzalayarak Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan toplumları arasında hak ve adaleti sağlamaya çalışmıştır.
 
Hz. Ebu Bekir hilafet makamına geçince yaptığı konuşma çok manidardır. "Doğruluk emanettir (doğru söyleyene güvenilir), yalancılık hıyanettir, Allah’ın izniyle zayıf kişi, hakkını kendisine verinceye kadar katımda güçlüdür, Allah’ın izniyle hakkı kendisinden alıncaya kadar güçlü kişi benim katımda zayıftır.”
 
Adaleti tanımanın yolu aynı zamanda iyi bir idareci olan Hz. Ömer’dir.  Fırat kenarında bir kurt kapsa kuzuyu Adli İlahi gelir Ömer’den sorar bunu sözünü bilmeyenimiz neredeyse yok gibidir. Ya yine örnek bir idareci olan Ömer bin Abdülaziz’i ne kadar tanıyoruz acaba? 
 
11. yüzyılda Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınan Kutadgu Bilig’deki temsilî şahsiyetlerin başında gelen hükümdar KünToğdı (Güneş Doğdu)adaleti temsil etmektedir.
 
Nuşirevan-ı Adil, adaletiyle ön plana çıkmış eski bir SasaniHükümdarıdır.
 
Başka bir dine mensup olan birisi ile kadı karşısında yargılanmayı isteyen cennet mekan Sultan Fatih Sultan Mehmed’in adaleti kimi etkilemez ki?
 
Atasözlerimiz de adaletle ilgili olarak bize bakın neler söylüyor.
 
Zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur.
Rüşvet kapıdan girince adalet pencereden kaçar.
Adalet ile zulüm bir yerde durmaz. 
Dünya yıkılsa da bırak adalet yerini bulsun. 
Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir. 
Dünyanın yıkılmaması için bırak adalet yerini bulsun. 
Bana yapılan haksızlık bana hiçbir şekilde ona haksızlık yapma hakkını vermez. 
Adalet olmayınca bir yerde, insan düşer o yerde her derde.
Adaletsizliklerin en büyüğü, adil olmayıp adaletli gibi görünmektir. 
 
Eee! bütün bunlara rağmen insanı ayakta tutan Allah’a dayanmak ve ahirete inanmaktır. Senden büyük Allah var Hünkarım diyerekmadem Allah var, ahiret var, bir ceza günü var ve asıl Mahkeme-i Kübra var, rahat olmak ve tevekkül ehli olmak gerekir. 
İyi ki ahiret var…
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
ADALET MESLEĞİNİN VE İDAREDE BULUNANLARIN ADALETİ