03 Eylül 2016 Cumartesi, 3201 kişi okudu
12 Sinirli Adam
“Hayat, maliyetleri kurtarmayan bir iştir”
 
Arthur Schopenhauer
 
Bir insanla ilgili bir fikrimizin olması ne kadar kolay bir şey değil mi?
 
Ona bakmamız yeterli.
 
Zaten sonrasında “nerelisin?
 
Yaş kaç?
 
Baban ne iş yapıyor?
 
Gibi sorularla derin(!) analize geçebiliyoruz.
 
Hatta bu olay kırsalda “sen kimin oğlusun?” sorusu ile başlar.
 
Yani “baban neyse sen de osundur” şeklinde ki bir mantık yürütme ile tanımaya çalışırlar.
 
Bunun psikolojik bir karşılığı elbette vardır.
 
Elbette ailesi ile düşünsel bir benzerlik gösterebilir birey.
 
Hatta küçük bir oranda kaçınılmazdır bu.
 
Sanırım buraya kadar teorik ve pratik olarak çoğumuz aynı fikirdeyiz.
 
Peki, biraz ilerleyelim.
 
Peki birini tanımak, birinin tavırlarının alt metnini okumak bu kadar kolay mıdır?
 
“Hayır tabiki de” diyen ergenler bile vardır belki ama gerçekten cevap “hayır” ise biz niye insanları kendisinden bile iyi tanıdığımızı sanıyoruz?
 
Hal ve hareketlerine, sözlerine, fikirlerine saçma dediğimiz kaç tane insan var?
 
Ya bizbizeyiz şurada bir insanın komple kendisine saçma diyen yok mu? Var.
 
Vallahi de var, billahi de var.
 
Ya üstelik bunu diyen bizim köyden biri değil.
 
İyi bir üniversiteden, eğitimli ağa.
 
Tamam kabul, bu konu böyle bir kenarda köşede konuşulacak konu değil, tamam evet üzerine bir sürü filozof/psikanaliz ehli çaba gösterdi ama işte tam olarak da benim demek istediğim de bu, onca insan bir netliğe berraklığa ulaşamamışken bir insanı bu kadar kolay nasıl anlayabiliyoruz? 
 
Bütün şiddet olayları bu anlayışsızlığın ıspatıdır.
 
Birini yok saydığınızda, birine tahammül edemeyip ağzının üstüne bir tane geçirdiğinizde çok büyük ihtimalle onu anlamamışsınızdır.
 
Tabi hemen ilikleyelim şunun yanına, birine kendi düşüncelerinizi anlatırken diliniz sadece düşüncelerden bahsetmeli.
 
Mesela siz “x partisine oy verenler hep koyun” dediğinizde düşünce belirtmiş olmuyorsunuz.
 
Bu hakaret.
 
Ama siz “x partisinin politikalarını doğru bulmuyorum bence insanları kandırıyorlar” dediğinizde bu sizin düşüncenizdir.
 
Tabi akabinde bu cümlelerin sezgisel olarak mı kurulduğu yoksa mantıksal kanıt araştırılarak mı söylendiği gibi detaylar birer tartışmadır.
 
Bu saatten sonra o sürece tartışma denir.
 
Tartışmalarda da bir “seviye”(bu kelimeyi oldum olası sevemedim) sıkıntımız var ama küresel olarak kendi yargılarımızdan dolayı bazı sıkıntılar yaşıyoruz.
 
Bilincin çağları olarak ilk önce “karanlık çağ” vardı.
 
Her şeyin olduğu ama bilincin olmadığı, dolayısıyla olanın da bir anlama gelmediği bir çağ.
 
İnsansız yeryüzü.
 
Sonra yeryüzünde insanlar görünmeye başladıktan sonra bir “karşılaşma çağı” yaşadık.
 
Koşan ceylanları ve birbirimizi gördük. İçgüdüsel dürtülerle çoğaldık ve çoğaldık.
 
Sonra doğaya karşı bir miktar fiziki üstünlük yakaladığımızda hafiften bir böbürlendik “eminlik çağı” başladı.
 
Emindik, aksini söyleyenleri öldürdük.
 
Hani dünyanın düz olduğunu söyleyenler, boğanın boynuzunda olduğunu söyleyenler falan işte.
 
Neyse.
 
Bugün “Sanma” çağındayız.
 
Kimseyi dinlemediğimiz, anlamaya ihtiyaç duymadığımız çağ.
 
En çok bu çağda öldü insanlar.
 
İnsanların bu “sanma” zafiyetlerini kullanma sanatı olan “siyaset” bu çağda gelişti.
 
Diktatöryalar, demokrasilerden en azından daha dürüsttü.
 
Öleceksen bunu bilirdin.
 
Bugün, ölmek tamamen sürpriz.
 
Yaşamak da…
 
Sorgulama/şüphelenme çağına giriş yaptık.
 
“Şüphe” inkara değil, anlamaya götürür.
 
Ardından sorgularsınız ve umulur ki en nihayetinde anlaşma/anlama olur.
 
Bütün bunlar cesur bir ruh istiyor.
 
Yaşamın her haline saygı duyan, öğrenmeye programlı, meraklı ve en önemlisi de adil ve cesur bir ruh olmak gerekiyor birini anlamak için.
 
Ve en nihayetinde bizler bu süreçte anlaşamıyoruz.
 
Savaşlar, kavgalar bunlar hiç bitmeyecek.
 
Orada oturduğunuz yerde her işi başkalarının halledeceğini düşünüyorsanız bence yanılıyorsunuz.
 
Cepheye gitmeniz ya da ilk yumruğu atmanız da gerekecek.
 
Önce sizi korkutuyorlar ve korktuğunuzdan emin olduklarında saldıracaklar.
 
Böyle yapıyorlar çünkü onlar da korkuyorlar.
 
Korku, bizi hayatta tutar ama bizi yaşatan şey cesarettir.
 
12 sinirli adam, adil ve cesur bir adamın 11 çeşit mahalle baskısına yenilmeden, kendi aklında kalıp bir insanı anlamaya çalışmasının hikâyesidir.
 
Dikkatle izlenmesi ümidiyle.
 
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
12 Sinirli Adam